Reklam Müziği Yapmak İsteyen Reklamcılara Öğütler
Mert oturmuş, “Reklam Müziği Yapmak İsteyen Reklamcılara Öğütler” yazmış.
Makalesini tecrübelerinden ve sektörden eşsiz örneklerle süslemiş hatta Leo Burnett ekibi de nasibini almış.
İşte tam bu minvalde Sevgili Mert’e müzik yaşamında başarılar diliyor, bugüne kadar yaptığı tüm işler için teşekkür ediyoruz.
Seninle çalışmak güzeldi Mert…
Fyi, tşk, bye…
Reklam Müziği Yapmak İsteyen Reklamcılara Öğütler / MERT TÜNAY
Reklamcılık zor iştir. Dışardan bakıldığında “şort-tişörtle” işe gidip bütün gün geyik yapan matrak insanlar topluluğu gibi görünürsün, içine girdiğinde ise durum farklıdır. Sanıldığından kat kat fazla yorucu, stresli, çok fazla bilgi ve tecrübe gerektiren bir meslektir. Bir de şöyle pis bir yanı vardır ki, sokaktaki herkes kendini reklam eleştirmeni, reklam dahisi zanneder. Şimdi bu durumu beşle çarpıp, aşağıdaki yazıyı öyle okuyunuz.
Müzisyenlik çok zor iştir. Otuz yıl müzik yaparsın, bir gün öyle bir eser çıkar ki karşına, “Otuz yılda hiçbir şey mi öğrenemedim ben?” psikolojisine sokuverir adamı. Hele bir de besteci, aranjör ve hatta prodüktör pozisyonundaysan iyice zorlaşır hayat. Armoni bileceksin, müzik tarihi bileceksin, müzikoloji bileceksin, iyi melodi yazacaksın, prozodi bileceksin, en az bir müzik aleti çalacaksın, şarkıcıyla, enstrümancıyla iyi iletişim kuracaksın, onlara derdini anlatabilmek istiyorsan her aletin nasıl çalındığı hakkında fikrin olacak, nasıl şarkı söylenir bileceksin. Bu liste daha uzayıp gider. Dikkatinizi çekerim ki, listedeki sadece “armoni bileceksin” ya da “prozodi bileceksin” kısımları, başlıbaşına bir ömür süren teorik eğitim ve tecrübe gerektirir. Öğrenirsin, öğrenirsin, yine bitmez. Bütün bunların üstüne, çok nadir bulunan bir yeteneğin ve kulağın olacak.
Reklam müziği yapmak istiyorsan, bu özelliklerine ajanslar ve prodüksiyon şirketleriyle iletişim kurma kabiliyetini de eklemen lazım. Çünkü, şöyle şeyler yaşayacaksın:
“Sen bunu yarına yetiştirirsin. Dımbırdatıver bir şeyler.”
Oğlum, “Miles Davis gibi olsun” dediniz, eşşek gibi caz yapıyoruz burda. Bu parça için çağırdığım gitaristin müzik hayatı senin yaşından fazla. Dımbırdatmak nedir ulan?
“Son yolladığınız müzik biraz bayık olmuş. Bizi uçurmadı.”
Bak canım, bak çocuğum. “bayık” denmez bir sanatçının yaptığı müziğe. Temposu düşük olsun diye sen demedin mi bana? “Düşük tempolu” diyemediğin için “sılov” dedin ama olsun, ben anladım senin derdini. E şimdi de karşıma çıkıp “bayık” diyorsun e benim eşşek evladım?
“Yarına üç alternatif yapabilir misin bize?”
Müzik yapıyoruz lan. Filli Boya’dan renk seçmiyorsun. Üç alternatif de neymiş?
“E ama bu sizin yaptığınız müziğin sound’u bizim referans müziğimiz gibi olmamış hiç. Müşteri hiç memnun değil. Fyi.”
Canım kardeşim. Senin yolladığın referans müziği Berlin Filarmoni Orkestrası çalıyor. Canlı enstrüman bütçesi eklemediğiniz için aynı soundu sample’larla çıkarmaya çalışıyoruz. Berlin Filarmoni’deki tek bir kemancının maaşını biliyor musun sen? Bu işin bütçesiyle o tek kemancıyı bile çağıramayız. Biraz kendimizi bilelim, he mi kardeşim? Referansı değiştirmeye ne dersin?
Her neyse…
Yaptığın işi teslim edene kadar günde onsekiz kere telefonun çalacak. İş teslim edildikten sonra, eğer beğenilirse, telefonun artık susacak. Kimse arayıp bir teşekkür etme zahmetine katlanmayacak. Müziğine “sebze halinden ısmarlanmış patates” muamelesi yapılmış gibi hissedeceksin. Sorun değil. Parasıyla değil mi?
Sadece senin yaptığın müzik üzerine kurulmuş fikirler, kampanyalar Marketing Türkiye’de yayınlanacak ama künyede adını göremeyeceksin. E, ben o şarkının sözlerini de yazmıştım? Orada “kreatif direktör” diye Toyberk diye bir herifin adı yazıyor? O ne yaptı? Sorun değil. Paramızı aldık ya.
Para demişken, eğer bir şirket sahibiysen, KDV’lerini, stopajlarını devlete peşin peşin ödeyeceksin, vokaliste, enstrümancıya ödemesini yapacaksın, çalışanlarına maaşlarını vereceksin, gecelerce uyumadan çalışacaksın ama ajanstan para beklemeyeceksin. Doksan gün sonra ödemeni alırsan sevinebilirsin.
Turkcell’in, Coca Cola’nın, Ülker’in, şunun, bunun hiçbir zaman bütçeleri olmaz. Önerilen para sana uyarsa işlerini yapacaksın. İşine gelirse…
Yıllarca bu işi yapıp, tecrübe kazandıktan sonra durum biraz biraz değişmeye başlayacak. Yüzlerce, binlerce iş yapmanın getirdiği tecrübeyle her yaptığın iş biraz daha iyi olacak. Ödüllerin biriktikçe birikecek. Her televizyonu açtığında, en büyük reklam kampanyalarında kendi bestelerini duymaya alışacaksın. Ajanslarla aran daha iyi olacak artık. Senden yaşça genç reklamcılar, sana daha bir saygılı yaklaşacaklar. Biraz da fikir sormaya gelecekler sana, “nasıl yapalım”lar, “sen ne dersin”ler başlayacak. “Bak işi başkasına veririz haa”lar bitecek. Pazarlığa değil, işinin kalitesine gelmeye başlayacak müşteri. Biraz da tuzun kuruysa, bütçe yönünden de çok fazla derdin kalmayacak. Tanıdığın, sevdiğin ajanslara gönlünden geçen indirimi yapacaksın, adı duyulmamış ajans ya da müşterilerle iş bile konuşmayacaksın bazen. “Doluyuz” deyip kapatacaksın konuyu. En büyük konferanslara konuşmacı olarak çağırılacaksın, “Reklamcılar Sex And The City’de yaşadıklarını zannediyor” diyeceksin, dinleyicilere fırça çekeceksin, karşılığında alkış alacaksın.
Her şey çok güzel olacak. Hele bir de arada keyfin için sanat yapabiliyorsan, sadece kendin için müzik yapmaya birkaç saat bile vakit ayırabiliyorsan, zevkten öleceksin. Tüm sektörün tanıdığı, en güzel işleri yapan adamlardan biri olarak şişim şişim şişineceksin.
Ama dedim ya, ajanslarla aran artık on sene öncekinden çok daha iyi olacak. Bazılarıyla artık çok iyi arkadaş olacaksın, kıramayacağın dostların da olacak.
Sonra bir gece Sevinç arayacak:
- N’aber şekerim, çok acil bi revizyonumuz var.
- Hayırdır Sevinç, ne oldu?
- Yaşar yemekte şimdi, ayfon’undan dinledi senin müziği, kemanın sesini hiç beğenmemiş, onun yerine zurna istiyomuş.
- Yahu Sevinç, iğne kadar ayfon hoparlöründen müzik dinlenir mi hiç? Hem keman yerine zurna mı konurmuş? Ulan Yaşar…
- Valla artık birşey yapamam, yarına mutlaka yetiştirmemiz lazım bu revizyonu.
- Sevinç saat gecenin onbiri oldu. Ne yarını?
- Hadi hadi sen yaparsın. Dımbırdatıverirsin bişeyler.
- ???
- Hadi öptüm şekerim çok sağol. Bize bi empeüç atın bitince.
Kendine bir kahve koyup bahçeye çıkacaksın. Bir sigara yakıp “Ben nerde yanlış yaptım?” diye düşüneceksin. Saatine bakacaksın. Telefonunu çıkarıp, müzisyen arkadaşlarından birini arayacaksın.
- “Abi, bu saatte bize gelip çalabilecek zurnacı tanıyo musun?”
Mirt
Döktürmüşsün arkadaşım…..